Volkan Öztürk - Tarihte Savaşların Yoğunlaşması

Tarihte Savaşların Yoğunlaşması

Ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel birliktelikteliklerini sağlamış toplumlar arasında aralarındaki siyasi bağları keserek kendi amaçlarını gerçekleştirmek üzere karşılıklı silahlı-sivil güçleri ile çatışmaya girişmesi savaş olarak tanımlanabilir. Her ne kadar karşılıklılık siyasi ilişkilerin kesilmesinden söz edilse de toplumlar arası sosyal ve ekonomik ilişkiler bir şekilde sürer. Savaş sonucunda zorla yahut tıkanmayı görüp isteyerek toplumsal birliktelikler arasındaki bağlar çatışmada üstünlük sağlayanın baskınlığı ile yeniden tanımlanıp kurulurken yeni bir süreci başlatır. Bu süreç insanlık tarihi boyunca hep olagelmiştir...

Bugün Avrupa coğrafyasında savaşlar neredeyse hep süreklilik arz etmiştir. 1094 yılında Avrupa, yaşanan şiddetli kuraklık sonucu açlık, sefalet, salgın hastalıklar ve artan nüfus gibi yaşamsal sorunlar ile baş edemiyorlardı. Kendi iç sorunlarını çözmeyi ve doğunun dillere destan zenginliğini talan etmek üzere doğuya sefer kararı aldılar. Hedefleri Ortodoks Doğu Roma, Müslüman Doğu Akdeniz, Anadolu, Levant bölgesi ve Baltıklardaki putperest kabileler olacaktı.

Hint ve Uzak Doğu da bu kapsamda düşünülebilir çünkü daha önce İskender Afgan’dan Hind’e inmiş sonra da Mısır’a ulaşmıştı. Denizcilik tekniği (sanayi) okyanus aşacak donanıma sahip kadırga mühendisliğinden henüz uzaktı.

Avrupalı Katolik HristiyanlarPapa II.Urbanus’un talebi ve vaatleri üzerine, Ortodokslara, Müslümanların elindeki Bereketli Hilal üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak için daha sonra Haçlı Seferleri olarak adlandırılacak olan savaşlar 1096 yılından 1272 yılına kadar devam etti. Sonunda Memluk orduları tarafından bölgeden atıldılar.

Birinci Haçlı Seferinden hemen sonra dört haçlı devleti kurdular, bunlar Urfa Kontluğu (1098-1144), Antakya Prensliği (1098-1268), Trablus Kontluğu (1104-1291) ve Kudüs Krallığıdır (1099-1291). Üçüncü Haçlı Seferi sırasında 297 yıl ayakta kalacak olan Kıbrıs Krallığı'nı kurdular (1192-1489). Bu krallık 1426’dan itibaren Mısır Memlûk Türk İmparatorluğunun yüksek hâkimiyetini tanıdı. 18 kralın hükümdarlığından sonra Venedikliler adaya el koydu. Daha sonra da ada Tapınak Şövalyeleri'ne verildi.

Dördüncü Haçlı seferi sonrası, Ortodoks Bizans İmparatorluğu toprakları birçok devlete bölünerek "Frankokrasi" ismi verilen haçlı devletler dönem yaşandı; Latin İmparatorluğuİstanbul'da kuruldu ve Bizans imparatoru İznik'e sürüldü. Selanik Krallığı, Atina Dükalığı, Mora Prensliği ve Kefalonya Kontluğu haçlılar tarafından, Nakşa Dükalığı (Pelagos Dükalığı) ise Venedikliler tarafından Ege Denizi'nde kuruldu. Selanik ve Latin İmparatorluğu 1261 yılında Bizanslılar tarafından geri alındı. Ancak Atina ve Mora 15. yüzyıla Osmanlı İmparatorluğunun eline geçene kadar Haçlıların elinde kaldı.

Ayrıca St. Jean Hospitalier Şövalyeleri 1310 yılında Rodos'a yerleştiler, 1522 yılında Osmanlılar tarafında Malta'ya sürüldüler. Meis adası 1309yılında Kudüslü St.Jean Hospitalier Şövalyeleri'nin eline geçti. Osmanlılar 1440-1450 yılları arasında Meis adasını ellerinde bulundurdular. Sonra Napoli Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti'nin eline geçti. 1686 yılında ada tekrar Osmanlı yönetimine girdi. İzmir (1344-1402), Antalya (1361-1373) ve Bodrum (1412) geçici olarak St. Jean Şövalyelerinin elinde kaldı. Ege Adalarından Korint (1397-1404), Salona (1407-1410), İkarya (1424-1521) ve İstanköy (1215-1522) de St. Jean Şövalyeleri'nin elinde bulundu.

Seferlerin olduğu süreçte Katolik şehirleri Akdeniz yoluyla ticaret ile daha fazla uğraştılar ve zenginlik önemli ölçüde arttı, bankacılığı, toğrağa bağlı olmayan yeni meslekler bankacılık yanında denizci, metalci, limancı, lokantacı vb. uzmanlaşmayı geliştirdiler. Bu sayede feodaliteden şehirleşmeye geçebilenler arasında Aristokrasi gelişti, bununda sonuncunda toprakla birlikte ticaret ve sanayi ve bunlara bağlı bilim ve teknoloji üretimine göre dönüşüm işbirliğini sağlayabilenler tarafından güçlü merkezi krallıklar kuruldu. Ayrıca kültürel ve teknik olarak da kara saban ve drenaj sistemleri ile tarımı, dokuma, cam ve deri işleme sanatını öğrendiler ve geliştirdiler, barut, kâğıt ve matbaanın yanında matematiğin yeni yüzle tanışmış, sıfır rakamını tanımışlardı ve dolayısıyla Rönesans'ın da ön şartları oluşmuştu. El-Harezmi'nin özellikle cebir üzerine yazdığı eserler Avrupa'ya götürülmüş, sıfır rakamı ve ikinci dereceden denklemleri nasıl çözmeleri gerektiğini anlamışlardır. Bizans saraylarından ve kutsal topraklardan çok sayıda eser Avrupa’ya kaçırılmıştır, aynı yaklaşım Birinci Dünya savaşında da yaşanacaktır. Türklerin batıya ilerleyişi bir süreliğine durdurulmuş ve özellikle tapınak şövalyelerinin tasavvuf erbabı ile yaptıkları sohbetlerde İslam Medeniyetini tanımışlardır. Haçlı Seferleri Anadolu, Filistin, Suriye ve Mısır’da ekonomik sıkıntıların yaşanmasına neden oldu.

İngiltere  Kralı  III. Edward'ın  Fransa tahtında hak iddia etmesiyle 1337'de başlayan ve ancak 116 yıl sonra 1453'te sona eren savaşlar 100 yıl savaşları olarak anılmaktadır. 1618 ile 1648 yılları arasında Orta Avrupa'da önce Katolik ve Protestan şehir devletleri arasında başlayan savaşlar daha sonra Fransa-Habsburg çatışmasına dönüşmüş ve 30 yıl savaşları olarak adlandırılmıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları da batıdaki iç çelişkiler sonucu yaşanmıştır. Küresel sömürgeleştirme zenginliğin yanında anlaşmazlığı da getirmiştir bu da küresel savaşları körüklemiştir. Her savaştan sonra savaşan devletlerarasında ekonomik ve siyasal değişimler yaşanmış ve yeni dengeler oluşmuştur.

Daha eski çağlara gidecek olursak, savaşlar medeniyetlerin oluştuğu bölgelerde gelişen ekonomik ve siyasal yapıların genişlemesi sonucu olmuştur. Belgeleri tespit edilebilen, bilinen ilk savaşlar MÖ 2500’lerde Çin Sarı Nehir bölgesinde ve Mezopotamya’da yaşanmıştır. MÖ 600-300 yılları arasında ise Mezopotamya ve Akdeniz’de yoğun savaşlar olmuştur. Milatla birlikte Roma’dan Levant bölgesine kadar olan bölgede artarak devam etmiş ve giderek Avrupa’nın içlerine doğru yoğunluk yaşanmıştır. MS 200’lerde ve sonrasında Çin’de hanedanların oluşmasıyla birlikte iç mücadeleler savaşa dönüşmüştür. Batı Roma’nın 400’lerde yıkılmasıyla birlikte kavimler göçünün sosyal ve siyasal düzen üzerindeki etkisi ortaya çıkmıştır. Bu çalkantı Avrupa’da 600’lü yıllara kadar devam etmiştir. İslamiyet’in doğuşu ile birlikte 600-700 yılları arası Arap yarımadası ve kuzeye doğru yoğun savaşlar olmuştur. Avrupa’da yaşanan savaşlar 1800’lere kadar neredeyse hiç durmadan devam etmiş ve 1750’lerde Kuzey Amerika’nın doğusuna ve güney Amerika’ya taşınmıştır. 1900’lerde Afrika’nın ikinci sömürgeleştirilme dönemi başlamış ve savaş buraya taşınmıştır. 1920-1960 arası Avrupa’da çok yoğun savaşlar birinci ve ikinci dünya savaşları olarak sonradan adlandırılacaktır.

Günümüzde aynı anda ortalama 40 farklı savaş veya çatışma yaşanmakta ve bu sayı bazen aşağıya bazen yukarıya çıkmaktadır.   

Savaşan devletlerarasındaki güç dengesi savaşın ne kadar yıkıcı ve kanlı olacağını belirler. Eğer güçler denk ise yıkım kaçınılmazdır. Güç ve kaynakların nasıl kullanıldığı, hamlelerin ne kadar akıllıca kullanıldığı savaşın yönünü belirler. İşte tam da bu noktada savaş stratejiler öne çıkar. Bu konuyu da sonraki yazımızda ele alalım.

Volkan Öztürk

Yorum yapın