Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması ve nükleer savaş tehdidi

MEF Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu, 1968 yılında imzaya açılan ve 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması (NPT) Rusya-Ukrayna savaşı ile yeniden gündeme gelen nükleer savaş tehdidini değerlendirdi.

"Nükleer silahlar konusunda NPT var ama orada 5 ülke nükleer silaha sahip devlet statüsünde, diğerleri hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmama yönünde bir taahhüte girmişler." şeklinde konuşan Prof. Dr. Kibaroğlu'nun açıklamaları şöyle:

"Üç kategori silaha kitle imha silahı diyoruz, kimyasal, nükleer, biyolojik silahlar. Nükleer silahlarda MPT var ama orada beş ülke nükleer silaha sahip statüsünde diğerleri nükleer silaha sahip olmama taahhüdüne girmişler.

Karşılığında barışın korunması araştırmalara destek verilmesi sözü karşılığında bu MPT 1970’te yürürlüğe girdikten sonra her beş yılda bir gözden geçirilme konferansı düzenlendi. 1975 ,1980 ,1985 en son 1995 yılında gözden geçirildi ve koşulsuz olarak ve sınırsız olarak uzatıldı.

Dolayısıyla NPT devam ettiği sürecinde beş ülke haricinde hiçbir ülkenin nükleer silah yapma yetkisi yok böyle bir hakkı yok. Tabi anlaşmaya tabi olan ülkelerle alakalı ki bu anlaşma dışında bugün hep baştan beri hiç katılmayan İsrail Pakistan ve Hindistan ki onların nükleer silahları var Kuzey Kore biraz gecikerek katıldı ayak diredi bir süre 1990’lı yıllarda katıldı.

Sonra 2003 Amerika’nın Irak’ı işgali öncesinde 2002 aralıkta önceden haber vererek anlaşmadan çıktı ve zaten nükleer denemeleri yaptı 2006 itibariyle.

Tabi NPT’nin en son gözden geçirilme konferansı 2020 yılında yapılması gerekiyordu. Tabi pandemi gerekçesiyle şu ana kadar üç kez ertelendi ve bu yıl başında en son yapılması bekleniyordu ve yine yılın sonlarına doğru kaldı.

Bunun önemi şu, 193 ülke bir araya gelip antlaşma ne durumda, nasıl devam etmeli, nasıl etkili olmalı, bunu tartışmaları gerekiyor. Bunu yapamıyorlar tabi Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası bozulan ilişkilerden dolayı bu toplantı tekrar pandemi müsaade etse de yapılabilecek mi veya Rusya’nın durumu ne olacak belli değil, öte yandan biyolojik silahlar sözleşmesi var 1972 yılında imzalanmış olan onun da doğrulama mekanizması yok.

Yani verification dediğimiz o anlaşmanın her şey yolunda bu ülkeler sözlerini tutuyor, kimse yanlış bir şey yapmıyor, veya şu ülke hakkında söylenti vardı gittik araştırdık bir şey bulamadık veya bulduk diyebilecek bir mekanizma oluşturulamadı maalesef. Bunun önünde engeller sadece askeri ve siyasi konular değil özellikle ilaç endüstrisinin bu tesislerin önemli bir kısmına sahip olmalarından dolayı, biyolojik silah üretilebilecek tesisler aynı zamanda aşı vesair üretilen tesisler orada da tabi ki hem istihbarat çalışması yapılabilir endişesi ile hem başka sebeplerle belli engeller konuluyor o sektör de kendini düşünüyor bir çok bakımdan.

Dolayısıyla biyolojik silahlar sözleşmesinde hukuken gücün artıracak bir doğrulama mekanizması henüz oluşturulamadı.

En güçlü olanı kimyasal silahlar sözleşmesi ki Rusya’nın durumunda bile hala ortaya acaba Rusya gizliden gizliye kimyasal silah yapmış mıdır veyahut da deklare etmediği tesisler var mıdır sorusu ortaya çıkıyorsa demek ki bunun da bu sözleşmenin de gücü tartışılmakta uluslararası hukuk açısından bu üç silah kategorisi de aslında benim her zaman söylediğim gibi katliam araçları.

Bunları birçok konvansiyonel silahlar gibi legal çerçevede görmek doğru değil. Bunlar yasaklanmış silahlar ama bazı ülkeler dünyadaki gelişmelere bakarak özellikle ve kime ne yapılıyor veya kime ne yapılmıyor durumlara bakarak örneğin Kuzey Kore’ye kimse dokunamıyor.

İşte dört defa test yaptı şu kadar miktar silah var demek ki nükleer alanda çalışırsanız gizliden gizliye bir şeyler yaparsanız dokunulmazlar kulübüne girersiniz gibi bir anlayış yaratılmasına sebep oluyor. Bütün bunlar bugün ki konjonktür kitle imha silahlarının yayılmasını engellemeye çalışan bizim gibi silahlanmanın kontrole almaya çalışanlar için olumsuz gelişmeler sonuç itibariyle bunlar kısıtlı amaçlı kısıtlı çerçevede kullanılabilecek silahlar değil muharebe silahı olarak görmek çok yanlış bunlar toplu katliam anlamına gelebilecek saldırılar düzenlenebilir yüz binlerce milyonlarca insanın ölümüne sebep olabilir o sebeple bu silahların tümüyle yasaklanmış olmasının yanında yok edilmeleri ve ortadan kaldırılmaları ve bu sürecin denetlenebilir ve şeffaf olması gerekiyor yeni sözleşmeden ziyade olan sözleşmelerin güçlenmesi lazım.

Nükleer denemelerin kapsamlı yasaklanması anlaşması hala tümüyle yürürlüğe girmedi çünkü Amerika Birleşik Devletleri senatosu bir türlü onaylamıyor.

Onun dışında nükleer silah yapmakta kullanılan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum veya plütonyum üretilmesi dediğimiz çekirdek madde üretiminde kısıtlamalara girmesi gerekiyor. Bunda da birçok tartışma var baştan beri olanlar mı kısıtlanacak yoksa belli bir tarihten sonrası mı olacak belli bir tarihten sonra olursa bugün birçok ülkenin elinde barışçıl amaçlı da olsa biriktirmiş olduğu örneğin Japonya’nın nükleer reaktörlerinin tamamı plütonyumla çalışıyor ve çalıştıkça daha çok plütonyum üretiyor ve atık yakıttan çıkan plütonyum ayrıştırılıp tekrar barışçıl amaçlı reaktörde kullanılabiliyor peki bugüne kadar biriken plütonyum bu kapsama girecek mi veya diğer ülkelerin bu yönde bir takım birikimleri varsa bunlar nasıl ortadan kalkacak çok netameli konular oldu ama bugün ki konjonktür maalesef bir adım ileri geçmeyi engelleyecek kadar süreci tıkıyor. Çünkü Rusya sonuç itibariyle sadece nükleer silahlara sahip güçlü bir askeri kapasitesi olan bir ülke değil birleşmiş milletler güvenlik konseyinin daimi üyesi hangi uluslararası anlaşmayı oluşturursanız oluşturun orada kodifiye ediliyor ve Rusya’nın aktif katkısı olmadan aynen Çin’in olduğu gibi Hindistan’ın ve bölgesi olarak Türkiye’nin İran’ın olduğu gibi önemli ülkelerin katkısı olmadan bu anlaşmalar sonuç getirmez. Sadece kağıt kalır o sebeple şu an esas ihtiyaç duyulan şey var olan anlaşmaların etkin hale getirilmesi tam açıklık sağlanması biyolojik silahlar konusunda aynen bu Covid’den dolayı yaşananlar düşünülürse bir de bunu silah boyutuyla ele alırsanız katbekat büyük bir tehdit oluyor.

O yüzden tüm dünyanın selameti açısından bu anlaşmaların hükümlerini ve sadece yazılı kurallar anlamında görünen okunduğu zaman anlaşılan kurallar olarak değil arkasındaki felsefeyi de tüm dünyanın benimsemesi lazım ama ortaya çıkan durum daha ziyade büyük güçlü olmak için kitle imha silahlarına sahip olmanız lazım gibi bir anlayış ve bu da nükleer silah peşinde koşacak hatta kimyasal biyolojik silahlar peşinde koşacak ülke sayısını artırabilir. Zaten öteden beri İsrail’in özellikle ortadoğuda nükleer silahın var ya da yok diye bir açıklama yapmaz onların resmi politikası böyle ama İsrail’in nükleer silah kapasitesinden dolayı bölge ülkeleri kimyasal silah edinme yoluna gittiler bu fakirlerin atom bombası olarak bilinir onun önünü açması ihtimali var bu tabi uluslararası ortamda bu konuları çalışan herkesi endişelendiriyor."

Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu

Yorum yapın